Dalton neyi buldu kimya ?

Ilayda

New member
Bazı modern toplumlarda bilim insanının hikâyesi çoğunlukla bireysel başarı üzerinden anlatılıyor. “Dalton atom teorisini geliştirdi”, “tek başına büyük bir keşif yaptı”, “bilimin yönünü değiştirdi” gibi ifadeler kişinin bireysel katkısını ön plana çıkarıyor.

Bu anlatımın önemli bir tarafı var. Gerçekten de bilim insanlarının özgün düşüncelerini, emeklerini ve kişisel katkılarını görmezden gelemeyiz.

Fakat farklı toplumlarda başarı yalnızca bireysel bir hikâye olarak görülmeyebilir. Aile, öğretmenler, öğrenciler, meslektaşlar, yerel bilim toplulukları ve toplumsal kurumlar da başarının parçası kabul edilebilir.

Dalton örneğinde bunun somut karşılığını görüyoruz. Onun düşünceleri, öğretmenleri ve entelektüel çevresi, Manchester’daki bilim toplulukları, önceki kimyacıların çalışmaları ve kendisinden sonraki araştırmacılar olmadan bugünkü anlamını kazanamazdı. Royal Society of Chemistry, Dalton’un kendi verilerinin yanı sıra Black, Davy ve Priestley gibi daha önceki bilim insanlarının çalışmalarından da yararlandığını belirtiyor.

Royal Society of Chemistry

Bu nedenle “Dalton keşfetti” cümlesi teknik olarak doğru olsa bile bilim tarihinin tamamını anlatmıyor.

Erkekler Bireysel Başarıya, Kadınlar İlişkilere mi Odaklanır?

Bu konuya toplumsal cinsiyet açısından yaklaşırken dikkatli olmak gerekiyor. Erkeklerin doğası gereği bireysel başarıya, kadınların ise doğası gereği ilişkilere ve kültürel etkilere odaklandığını söylemek bilimsel açıdan fazla genelleyici olur.

Bununla birlikte, farklı toplumlarda kadınlardan ve erkeklerden beklenen rollerin bilimsel başarı hikâyelerinin nasıl anlatıldığını etkileyebildiği söylenebilir.

Örneğin erkek bilim insanlarının biyografilerinde “tek başına mücadele etti”, “büyük keşfi yaptı”, “rakiplerini geride bıraktı” gibi bireysel başarı vurguları sıkça görülürken, kadınların bilimsel katkıları bazen işbirliği, eğitim, aile, kurum veya toplumsal bağlam üzerinden anlatılmıştır. Bu, biyolojik bir zorunluluktan çok tarihsel ve kültürel koşullarla ilgilidir.

Dalton’un hayatında da ilginç bir denge görüyoruz. Bir tarafta oldukça bireysel bir entelektüel çalışma ve uzun süreli kişisel gözlem var. Diğer tarafta öğretmenlik, öğrenciler, bilim toplulukları ve meslektaşlarla kurduğu ilişkiler bulunuyor.

Dolayısıyla bence daha sağlıklı soru “Erkekler böyle, kadınlar şöyle” değil, “Bir toplum erkeklerden ve kadınlardan hangi başarı biçimlerini bekliyor ve bu beklentiler bilim tarihini nasıl şekillendiriyor?” sorusudur.

Bu ayrım önemli. Çünkü kadınları yalnızca “ilişkisel”, erkekleri ise yalnızca “bireysel başarı odaklı” göstermek, kültürler arasındaki çeşitliliği de bireylerin gerçek deneyimlerini de görünmez hâle getirebilir.

Dalton’un Renk Körlüğü Çalışması da Kültür ve Bilim İlişkisini Gösteriyor

Dalton yalnızca atom teorisiyle tanınmıyor. Kendi renk algısındaki farklılığı araştırarak renk körlüğü üzerine de erken dönem bilimsel çalışmalar yaptı.

1794’te kendi renk algısına ilişkin gözlemlerini Manchester Literary and Philosophical Society’ye sundu. Royal Society, bunun renk körlüğünün ilk kaydedilmiş bilimsel tanımlarından biri olduğunu belirtiyor. Daha sonra bu durum “Daltonizm” adıyla anılmaya başladı.

Royal Society

Burada da çok ilginç bir bilimsel yaklaşım görüyoruz: Kendi deneyimini yalnızca kişisel bir farklılık olarak kabul etmek yerine, onu araştırılabilir bir probleme dönüştürmek.

Üstelik Dalton’un kendi açıklaması tam olarak doğru değildi. Gözlerinin içindeki sıvının mavi bir filtre gibi davrandığını düşünmüştü. Ölümünden sonra gözleri incelendiğinde bu açıklamanın doğru olmadığı görüldü. Çok daha sonra yapılan DNA analizi ise renk görme farklılığının genetik temelini ortaya koydu.

Royal Society

Bu örnek, bilimsel bilginin kuşaklar boyunca nasıl düzeltildiğini çok güzel gösteriyor.

Dalton’un Atom Teorisi Bugün Neden Hâlâ Önemli?

Bugün kuantum mekaniği, atom altı parçacıklar, elektron bulutları, izotoplar ve moleküler orbitaller hakkında Dalton’un hayal edebileceğinden çok daha ayrıntılı bilgiye sahibiz.

Buna rağmen Dalton’un temel yaklaşımı kimyanın eğitiminde hâlâ önemli.

Çünkü kimyanın merkezindeki şu düşünceyi güçlü biçimde kurdu:

Maddelerin özelliklerini anlamak için onların hangi temel birimlerden oluştuğunu ve bu birimlerin hangi oranlarda birleştiğini düşünmeliyiz.

Bu yaklaşım olmadan modern stokiyometriyi, moleküler formülleri, kimyasal tepkimeleri ve elementlerin nicel ilişkilerini öğretmek çok daha zor olurdu.

Dalton ayrıca atomların ve moleküllerin sembolik gösterimleri için sistemler geliştirdi ve atom ağırlıklarını karşılaştırmaya çalıştı. Her ne kadar değerlerinin bir bölümü daha sonra düzeltildiyse de, elementleri nicel olarak karşılaştırma fikri kimyanın gelişmesinde son derece etkili oldu.

Royal Society of Chemistry

+1

Peki Dalton Gerçekten “Atomu Bulmuş” Sayılır mı?

Benim cevabım: Hayır, ama atomu kimyanın merkezine yerleştiren en önemli kişilerden biridir.

Atom düşüncesi Dalton’dan önce vardı. Lavoisier, Proust ve başka araştırmacılar onun teorisini mümkün kılan deneysel zeminin oluşmasına katkıda bulundu. Dalton’un kendisi de sonraki araştırmaların düzelttiği hatalı varsayımlar yaptı.

Ama bütün bunlar onun önemini ortadan kaldırmıyor.

Asıl başarısı, kimyasal maddelerin belirli oranlarda birleşmesini ve kimyasal değişimleri atomların davranışlarıyla açıklamaya yönelik sistematik bir teori kurmasıydı. Science History Institute bunu modern atom anlayışının temel taşlarından biri olarak değerlendiriyor.

Science History Institute

Üstelik Dalton’un teorisinin gelişimi, bilimsel düşüncenin tek bir ülkeye veya kültüre ait olmadığını da gösteriyor. Antik Yunan atomculuğu, Fransız nicel kimyası, İngiliz deney geleneği ve Manchester’ın sanayi çağındaki entelektüel ortamı aynı hikâyenin farklı parçaları hâline geliyor.

Sonuç: Dalton’un Asıl Keşfi Belki de Bir “Düşünme Biçimi”ydi

“Dalton neyi buldu?” sorusunu yalnızca sınav cevabı olarak ele alırsak “atom teorisini buldu” diyebiliriz. Fakat bilim tarihi açısından çok daha zengin bir cevap vermek mümkün.

Dalton atomu keşfetmedi. Atom fikrini icat eden ilk kişi de değildi. Onun yaptığı şey, atom kavramını kimyanın deneysel ve matematiksel düzenlilikleriyle ilişkilendirerek güçlü bir bilimsel teori hâline getirmekti.

Katlı oranlar yasası, atom ağırlıkları üzerine çalışmaları, gazların davranışları ve kısmi basınçlar yasası onun kimyaya bıraktığı mirasın diğer önemli parçalarıdır.

Royal Society

+1

Daha da önemlisi, Dalton’un hikâyesi bize bilimsel başarının nasıl ortaya çıktığı konusunda düşünme fırsatı veriyor.

Bir keşif gerçekten tek bir kişinin başarısı mıdır?

Bir bilim insanının fikrini, kendisinden önce yaşamış insanların bilgi birikiminden ne ölçüde ayırabiliriz?

Bir Fransız kimyacının deneyleri, İngiliz bir bilim insanının teorisinin parçası olduğunda bu keşif hangi kültüre ait olur?

Ve bilim tarihinde erkeklerin bireysel başarılarının daha görünür, kadınların ve diğer araştırmacıların işbirlikçi katkılarının ise daha az görünür olmasının nedenleri nelerdir?

Bence Dalton’un hikâyesinin bugün hâlâ ilgi çekmesinin nedeni tam olarak bu sorular.

Çünkü modern bilimin gerçek hikâyesi “tek bir dâhinin bir gecede her şeyi keşfetmesi” değil. Daha çok, farklı kültürlerden insanların ürettiği bilgilerin zaman içinde birbirine eklenmesi, bazı fikirlerin terk edilmesi, bazılarının düzeltilmesi ve sonunda daha güçlü bir açıklamanın ortaya çıkması.

Dalton’un atom teorisi de bu uzun zincirin en önemli halkalarından biri.

Ve belki de onun en büyük katkısı, maddenin görünmeyen dünyası hakkında düşünmeyi yalnızca felsefi bir merak olmaktan çıkarıp ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve sınanabilir bir kimya problemine dönüştürmesiydi.

Kaynak dayanağı: Bu değerlendirmede Royal Society, Royal Society of Chemistry, Science History Institute ve bilim tarihi literatüründeki hakemli perspektiflerden yararlanılmıştır. Özellikle Dalton’un atom teorisinin tarihsel gelişimi, katlı oranlar yasası, atom ağırlıkları, gaz çalışmaları ve renk körlüğü araştırmaları konusunda bu kurumların kaynakları temel alınmıştır.

RSC Publishing

+3

Royal Society

+3

Royal Society of Chemistry

+3
 
Üst